Zümrüdüanka

Saklı defterden sırrı esrar yazdı kalem…
Sır hududun dikkat etti kalem…
Daha ötesi namahremler olabilir. Aktarmadı kalem. Hudutlar çiğnenmedi. Ötesine geçmedi kalem. Saklı defterden müsaade olunduğu kadar aktardı kalem. Kalem, insanın alemidir. Alem, İslam’ın şiarıdır. Alem, âlemin anahtarıdır. Alem namustur, Kudüs’te namustur. Kudüs’te namustur, Mekke Medine’den sonra.

Saklı defterden saklı inciler, saklı yazılar, saklı deniz, saklı mücevherler. Saklı defterden saklı yazılar, Kudüs saklı yazılar, özel güzel yazılar, Kudüs yazılar, namahremler okumasın diye dikkatli yazılar, Kudüs yazılar, hep yazılar hep Kudüs yazılar.

Saklı defterden yazılar, saklı hazineler, inciler. Saklı defter, saklı hazine, sır saklı hazine, sır saklı Kudüs! Kudüs, Kudüs, yaşasın Kudüs, hür Kudüs, yaşasın bizim Kudüs, bizim Kudüs!

Aşkın ilk hecesini gergef gergef işleyelim ve dokuyalım. Anda güzeller libasın ve aşk dibasın ve dibacesin. Ve şimdi, gündem Kudüs Kudüs diyelim. Ve şimdi aşkı belirelim, nice belirişler olsun şeb-i yelda gecelerde.

Divan divan duralım ve edebin andalibi olalım. Ve aşkın cuşişi ve hoş oluşuyla şeb-i yeldayı bulalım; aşkın hecelerinde, hece hece söylenişlerinde.

Ta sabaha kadar ışısın şimal yıldızımız bizim de. Biz de; hece hece, gergef gergef, divan divan dokuyalım aşkı.
Aşkın Anka kuşu gelsin bize.
Bir kere daha uğrasın ve sonra bir daha ve sonra bir daha. Ve bir daha, ve, ve ….

Aşkın hecelenişin duyduk ve hissettik olalım. Ve sarsın tüm vücudumuzu, titretsin. Aşk bize canlılık, serilik ve hız katsın. Ve yudum yudum, katre katre içelim anı. Ta fecre kadar beliriş, belirişler. Ta fecre kadar, coşku, neşve ve neşe, ve, ve, ve …

Aşk divanı yazılsın da yazılsın. Ve yazılsın ve yazılsın ve yazılsın. Ne cümbüştür bu? Ne, ne ? Ve ne? Anka kuşu bir daha gelsin. Ve belirsin bizim orada. Kuşunu özlemle bekliyorum, gelsin belirsin, belirsin. Saklıdır amber, misk ve güzel kokular.. Ve anlatılmaz nice neler, neler, peygamberî güzel kokular.

Divan divan belirsin.
Özlem özlem belirsin tüm özlem ve muştularımız…
Ve açsın tüm güzellikler çiçek çiçek. Ve aşkın Anka kuşu gelsin. Ve artık aşkın Anka kuşu gelsin! Belirdi nice özlem, bu gece sabaha dek.

Nice anlatılmaz belirdi bu gece. Niceleri anlatmadı kalem…

Öteye geçmedi. Ama yaşar insan ama yaşar insan. Bak neleri neleri… Bir daha gelsin Anka kuşu, Zümrüdüanka… Bize bir daha uğrasın Zümrüdüanka.

Anka ki güzellikler memleketidir memleketi. Gelirse, o güzellikler memleketinden gelir. Ve gelir ve gelir… Onun memleketi çok güzeldir, kelamlarla anlatılmaz. Onu, bize sanki sevgili göndermektedir. O, sanki bize ne anlatmaktadır?

O Zümrüdüankadır. Güzeldir, rengarenktir tüyleri. Boyu-posu, gagası, kendisi uzuncadır. Ve kalın ve iricedir. O, heybetli ve güzellerden güzel, miselden meseldir. Onu görmek; hoşluk, güzellik ve şevkler katar. Ve sevinç verir ve huzur verir. O, sanki sevgiliden bize gönderilen mektuptur. O, bize gönderilendir. Sanki o, odur; bize gönderilendir.
Ondaki güzellikler ve özellikler saymakla bitmez.
Onu hep anlatır eskiler ve yeniler. Aşkın divanına girecek kişiler bunu böyle bilmeli, böyle düşünmeliler. Ve şimdi Kudüs’ü yaşamalı ve düşünmeliler. Yiğitler divanına; Zümrüdüanka, diyelim ” haydi ” bizi götürdü. Bizi neşe ve şevke gark etti. Erdemliler arasına aldı ve kattı. Ve kattı. Ve diyelim neler neler oldu? Vardı götürdü. “Haydi” desinler, nice yiğitler, erler vardır, aşkı orada hece hecelendiler. Ve yiğitler, yiğitlik pusatını kuşandılar. Ve ol yiğit, ol küheylan atlarına bindiler.

Dediler: ” Haydin! Aşkın ülkesine sefer edelim.” Dediler: ” Haydin Kudüs’e sefer var. ”

Gece boyu çıktılar ve aktılar ve aktılar… Sayısız, misalsiz, meselsiz yiğitler. Ah yiğitler! Gözler, hep onların arasında olmak ister. İster. Ah, Anka kuşu aldı götürdü; hecelerden hece betirdi. Aşkı bize bol bol, yudum yudum içirtti oldu. Ve ol yer bulunduğumuz yerden yerler idi. Kase kase sevgi kaseleri vardı. Sabaha kadar içirtti. Ol yerde, ol erler arasında, ol yerlerde olmalı. Ol gecelerde nice belirişler, hızla. Nice ve niceler oldu. Divanda; nice duygular, nice aşk yazılır. Nice mertlik, yiğitlik ve Hz. Hamzalık duygu ki; o ne keskin bakış, ne kartal bakış ya Rabbi! Ya Rabbi, bu erlerde kim, nereden çıktılar? Ya Rabbi, bu ne heybet! Bu korku veriş, bu ne hal ya Rabbi… Aman ya Rabbi?

Haydi, diyelim Anka kuşu bu gece bizi nerelere aldı götürdü? Aman ya Rabbi; o ne keskin erler, o ne kararlı bakışlı yiğitler! Aman ya Rabbi, o ne uzun boylu kaftan gibi sırtlarında elbiseler. Melekler gibi yiğitler. Yoksa bunlar melek mi? Melekler bunlar mı?

Ya Rab, nefessiz kaldım!

Ya bu ne ürperti verici hal?

Ya Rab, bu ne yiğitlik, bu ne güzellik, bu ne özellik? Ya Rab, bunlar kim? Bunlar kim? Bende onlardan olsam ya inşallah. Bende yiğitler divanında dursam, aşk eri olsam, bende bu yiğitlerden olsam ya! İnşallah lütfet ya Rabbi!

Aman ya Rabbi! Bunlar ne cesur, ne hızlı, ne şimşek gibi insanlar ya Rab? Haydi, yine Anka kuşu aldı bizi götürdü onlara.

Ya Rab! Haydi diyelim bu nasip oldu. Ne büyük nasip bu ya Rab!

Ya Rab! Bu meydan, bu izzet! Bu ne topluluk ya Rab!

Ya Rab, bu gece iliklerime kadar hissettim, onlar mıydı yoksa?

Ya Rab! Ben onları çok sevdim onlardan et! Ve ayırma onlardan beni, bir daha lütfunla, lütfunla Allah’ım!

https://www.instagram.com/abdulhamitaskeri/


Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın